6 Ağustos 2017 Pazar

Ruhum Bana Fısıldadı




      

      ''Ruhum bana fısıldadı ve bana bir cüceden daha çok, bir devden daha az olmadığımı gösterdi.

       Ruhum bana fısıldamadan önce, insanlığı ikiye ayırırdım; biri acıdığım zayıf insanlar, diğeri de takip ettiğim ya da meydan okuyarak direndiğim güçlü insanlar.
      Ama şimdi benim de onlar gibi olduğumu ve onlarla aynı maddeden yapıldığımı anlıyorum. 
      Benim özüm onların özüydü, benim vicdanım onların vicdanı, benim görüşüm onların görüşü ve benim yolculuğum onların yolculuğu...


       Ruhum Bana Fısıldadı

….. Ruhum bana fısıldadı ve bana, Bilinmeyen ve Tehlike beni çağırdığında ‘’Hazırım’’ demeyi öğretti.
       Ruhum bana fısıldamadan önce, tanıdığım sesler dışında hiçbir sese yanıt vermez, kolay ve kısa yollar dışında hiçbir yolda yürümezdim.
       Şimdi Bilinmeyen, Bilinmeyene ulaşmak için üzerine binebileceğim bir ata dönüştü ve düzlükler, basamaklarına tırmandığım bir merdiven oldu.

       Ruhum benimle konuştu ve bana, ‘’Zamanı ‘Dün vardı ve Yarın olacak’ diyerek ölçme’’ dedi.
       Ve ruhum benimle konuşmadan önce, Geçmiş’i asla geri gelmeyen, Geleceği ise ulaşılamayacak bir devir olarak görürdüm.
       Şimdi, şu anın tüm zamanı içinde barındırdığını ve umut edilen, yapılan ya da fark edilen her şeyin bunun içinde olduğunu anlıyorum.

       Ruhum bana fısıldadı ve yeri ‘’Burada, şurada, orada’’ diyerek kısıtlamamı tavsiye etti.
       Ruhum bana fısıldamadan önce, yürüdüğüm her yerin, bir diğerinden uzakta olduğunu hissederdim. 
       Şimdi neredeysem, onun, tüm yerleri ve yürüdüğüm mesafeleri, tüm mesafeleri içinde barındırdığını biliyorum. 


       Ruhum bana fısıldadı ve bana, başkaları uyurken uyanık olmamı söyledi. Ve başkaları uyanıkken, uykuya teslim olmamı. 
       Ruhum bana fısıldamadan önce, ne ben onların rüyalarını rüyamda görmüştüm, ne de onlar benim gördüklerimi.
       Şimdi onlar beni izlemedikçe rüyalarımın gemisiyle açılmıyorum ve onlar da ben onların özgürlüğüne katılmadıkça hayallerinin gökyüzüne uçmuyorlar.

       Ruhum bana fısıldadı ve ‘’övgüler seni mutlu, yermeler ise mutsuz etmesin’’ dedi.
       Ruhum bana fısıldamadan önce, çalışmalarımın değerinden şüphe ederdim. 
       Şimdi, çiçeklerin Bahar’da açmak, Yaz’ın meyve vermek için övgülere ihtiyaç duymadıklarını anlıyorum ve yermelerden de korkmadan Sonbahar’da yapraklarını döküp Kış’ın çorak kalıyorlar.

       Ruhum bana fısıldadı ve bana bir cüceden daha çok, bir devden daha az olmadığımı gösterdi.

       Ruhum bana fısıldamadan önce, insanlığı ikiye ayırırdım; biri acıdığım zayıf insanlar, diğeri de takip ettiğim ya da meydan okuyarak direndiğim güçlü insanlar.
      Ama şimdi benim de onlar gibi olduğumu ve onlarla aynı maddeden yapıldığımı anlıyorum. 
      Benim özüm onların özüydü, benim vicdanım onların vicdanı, benim görüşüm onların görüşü ve benim yolculuğum onların yolculuğu.
      Onlar günah işlerse ben de günahkarım. Onlar iyi olursa ben de iyilikleriyle gururlanırım. Onlar yükselirse ben de onlarla birlikte yükselirim. Onlar hareketsiz kalırsa, onların ataletlerini ben de paylaşırım.

      Ruhum bana fısıldadı ve şöyle dedi; ‘’Taşıdığın fener senin değildir, söylediğin şarkı senin yüreğinde bestelenmedi, çünkü ışığı sen bile taşısan, sen ışık değilsin. Ve tellerle gerilmiş bir saz bile olsan, sazı çalan sen değilsin’’

      Ruhum bana fısıldadı kardeşim ve bana çok şey öğretti. Ve senin ruhun da sana fısıldadı ve çok şey öğretti. Çünkü sen ve ben biriz. Benim içsel benliğimdekileri bir an evvel açığa vurmamla senin kendi içindekileri bir sır gibi saklaman dışında, aramızda hiçbir fark yok. Ama senin mahremiyetinde de bir çeşit erdem var.’’
                      
                                                                                                                                   Halil Cibran

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

YENİ AY BEREKET ÇALIŞMASI..