10 Ekim 2017 Salı

Mutluluk Gönülden Vermektir






Vermekten hoşlanmıyorsan, sana verilmesini de engellerisin.
Verilmekten hoşlanmıyorsan vermeyi de bilemezsin.
Ne vereyim, ne versinler diyorsan
Sadece alıyorsun.
Mutluluk içinde başlar, çünkü mutluluk içten, özden verebilme yetisini kazanmakla başlar.
İnsanların çoğu neden mutsuz, en azından mutlu değil?
Vermeden almayı ya da önce alıp sonra vermeyi  düşündükleri için.
Bir gezgin, dağ bayır gezerken bir akarsuyun içinde değerli bir taş bulur.
Ertesi gün yolda bir adamla karşılaşır. Adam çok açtır.
Gezgin torbasındaki yiyeceği karşılaştığı bu kişiyle paylaşır.
Ama erzak çantasını açarken adamın gözü çantadaki değerli taşa ilişir.
Gezginden bu değerli taşı kendisine vermesini ister.
Gezgin hiç duraksamadan değerli taşı adama uzatır.
Adam başına konan talih kuşundan memnun, aceleceyle oradan uzaklaşır.
Artık kendisine ömür boyu maddi güvence sağlayacak değerli taşın sahibidir.
Bir kaç gün sonra gezgin, arkasından koşarak kendisine yaklaşan adamı görür.
Adam nefes nefese değerli taşı gezgine uzatır. 
"Senden ayrıldıktan sonra uzun uzun düşündüm.
Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyorum.
Ama onu sana geri vermek senden daha değerli bir şey almak istiyorum.
Bu taşı  bana rahatlıkla vermeni sağlayan o içindeki şey her ne ise ondan istiyorum."
Sahip olduğun madi şeyleri vermek, vermenin en kolay yoludur.
Ama burada bile takılı kalan ne çok insan var.
Gerçek vermek, kişinin kendinden, özünden vermesidir.

Emerson'un dediği gibi:
"Yüzükler ve mücevherler armağan değildir.
Gerçek armağanı veremediğin için dilenen özürdür.
Gerçek armağan kendinden bir parçayı verebilmektir."

Çocuklarına sevgi yerine, ayıramadıkları zaman yerine onları oyuncaklara boğan,
pahalı okullara gönderen, altlarına araba çeken anne babaları düşün.
Eşlerine ayıramadıkları zamanın, gösteremedikleri sevginin bedelini
armağanlarla telafi etmeye çalışan eşleri düşün.
Vermeyi bilmedikleri sevgiyi, maddi olanaklarla telafi edebileceklerini düşünenler,
sadece kendilerini aldatır, suçluluk duygusunu hafifletmeye çalışır.
Ama çocukların, eşlerin yüreklerindeki yarayı azdırmaktan, öfkeyi büyütmekten başka bir işe yaramaz bu ucuz armağanlar.
Gerçek armağan olan sevgi ve ilginin yanında en pahalı mücevher bile ucuz kalır.
Dünyaya sahip olduğunun en iyisini ver, en iyi sana geri gelecektir.
Kendinin en iyisini vermeye bugün başla. 
Sevdiklerine zamanını ver, dikkatini ver, ilgini ver, pozitif bakış açını ver, onlara değer ver. Yüreğindeki armağanları ver, sevgini, anlayışını, neşeni, şefkatini ver, affediciliğini ver. Zihnindeki armağanları ver, rüyalarını, fikirlerini, yaratıcılığını, yeteneklerini sun dünyaya..
Yüreğini sunduğunda kendini iyi hissedersin, kendine olan güvenin artar, en önemllisi kendine verdiğin sevgi ve değer artar.

Ne verirsen kendine veriyorsun aslında.
Şunu daima hatırla: Kendine sakladığın, kaybetmekten korktuğun her ne ise onu kaybedersin. Verdiklerin ise senindir... (Alıntı)

31 Ağustos 2017 Perşembe

''İyilik Işığınız'' Meditasyonu




Louise Hay, Pozitif Gücün Büyüsü adlı kitabında, kişisel ve küresel iyileşme meditasyonlarından bahseder. Bunlardan biri olan ''İyilik Işığınız'' adlı meditasyonu şöyledir:

''Kalbinizin derinliklerinde saklı, o parlak renkli minicik ışığı dikkatle arayıp bulun. Rengi ne güzel değil mi? İşte bu ışık, sevginizin ve iyileştirme enerjinizin özü. 
Minicik nokta gibi ışığın kalp atışlarını dinleyin. Bu atışlar genişleyecek ve tüm kalbinizi dolduracak. Bu ışık başınızın üstünden, el ve ayak parmaklarınızın ucuna dek tüm vücudunuzu dolaşacak. Bu güzel, renkli ışık sayesinde pırıl pırıl parlıyorsunuz. İşte sevginiz ve iyileştirme enerjiniz bu. Bırakın tüm vücudunuz bu ışıkla titresin. Kendi kendinize ‘her nefes alışımda biraz daha sağlığıma kavuşuyorum’ diye yenileyin.
Bu ışığın vücudunuzu hastalıklardan temizleyip arındırdığını ve normal sağlığınıza kavuştuğunuzu hissedin. Bırakın bu ışık, vücudunuzdan her yöne yansısın. Ve çevrenizdeki insanları da aydınlatsın. İyileşmesi gereken insanlara iyileştirme enerjinizi yansıtın. İyileşmesi gereken kişilerle sevginizi ve iyileştirme enerjinizi paylaşmak ne büyük bir ayrıcalık.
Sağlık yurtlarına, yetimhanelere, hapishanelere, akıl hastalarını barındıran hastanelere ve çaresizlere yardımcı olan her türlü kuruma bu ışığınızı yansıtın. Bırakın bu ışığınız ümit, aydınlık ve barış getirsin.
Yaşadığınız kentte acı ve ızdırap içinde kıvranan her eve bu ışığınızı yansıtın.
Sevginiz, ışığınız ve iyileştirme enerjiniz gereksinim duyanlara huzur sağlasın. Bu ışığı dini mekanlara yansıtarak, orada çalışanların kalplerini yumuşatın, böylece onlar da koşulsuz sevgi içinde çalışsınlar.
Kalbinizin derinliklerinden taşan bu güzel ışığı, başkentte hükümet binalarına yansıtarak, onlara doğruluk mesajını iletin. Işığınızı bütün başkentlerdeki tüm hükümetlere yansıtın.
Yeryüzünde bir yer seçin ve o yerin iyileşmesine yardım edin. Bu seçtiğiniz yer yanı başınızda veya çok uzaklarda olabilir.
Sevginizi, ışığınızı ve iyileştirme enerjinizi, tüm dikkatinizle seçtiğiniz bu yere yöneltince orada ahenkli bir denge kurulduğunu göreceksiniz. Bunu bir bütün olarak görün. Her gün birkaç dakikanızı seçtiğiniz bu yere ayırın ve oraya sevginizi, ışığınızı ve iyileştirme enerjinizi yollayın.
Bu gezegende bizler yaşıyoruz. Bu dünyayı bizler oluşturuyoruz. Bu dünyanın geleceği bizleriz.
Verdiğimiz her şey fazlasıyla bize dönecektir.’’
Pozitif Gücün Büyüsü
Louise L. Hay

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Yedi Kez Ruhumu Kınadım




Yedi kez ruhumu kınadım:

İlki; yükseklere ulaşmada zayıflık gösterdiğini gördüğüm zaman.

İkincisi; dosdoğru gidenlerin önünde sekmeye başladığını gördüğüm zaman.

Üçüncüsü; kolayla zor olan arasında seçenek sunulduğu zaman kolayı yeğlediğinde.

Dördüncüsü; Bir suç işlediği, sonra da başkalarının buna benzer suçları onu teselli ettiğinde.

Beşincisi; Kendi zayıflığına tahammül ettiği, üstelik bu tahammülü güçlü oluşuna bağladığında.

Altıncısı; Bir yüzün çirkinliğini hor görüp aslında onun kendi maskelerinden biri olduğunu
fark edemediğinde.

Yedincisi; Bir övgü şarkısı söyleyip de bunu bir erdem sandığında...

Halil Cibran



Hayat üç buçukla dört arasındadır...



        ''Hayat üç buçukla dört arasındadır. Ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın''


Yaşam, üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama, biraz duraksa, neler olup bittiğine anlam verme. Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi ve varlığın ile buluşamadı. Sorun yok, sadece bekle. Güneş doğacaktır, çimler yeşerecektir, çiçekler açacaktır, rüzgâr esecektir ve yağmur yağacaktır... Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur!

İzlemeye devam et, şahitlik güzeldir. Hem olayın dışındasındır hem de içinde, o bir dengedir. O anlamlıdır, şahit ol, tanık ol, olan ile bütünleş, güzellik olanların içinden filizlenecektir. Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur!

Hayat üç buçukla dört arasındadır. Ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.''

                                                                                                                             Neyzen Tevfik


YENİ AY BEREKET ÇALIŞMASI..