3 Mayıs 2016 Salı

HIDIRELLEZ KUTLAMA ADET ve GELENEKLERİ


 
Baharın müjdesi, bolluk bereketin sembolü Hıdırellez zamanı bu yıl da geldi.
Mayıs ayının 5'i akşamı başlayıp 6 Mayıs gecesi sona eren Hıdırellez hem Türkiye'de hem de dünyanın birçok yerinde farklı geleneklerle kutlanıyor. 

Hıdırellez Kutlama, Adet ve  Geleneklerini, Ahmet Yaşar Ocak'ın ''Hızır İlyas Kültü'' adlı kitaptan derledik...

ŞİFA VE SAĞLIK TALEBİNE YÖNELİK İNANÇ VE ADETLER


Türkiye çapında Hıdırellez inanç ve adetlerinin önemli bir kısmı bu konu etrafında toplanır.
Bergama, Balıkesir ve Tekirdağ gibi yerlerde Hıdrellez günü kırlardan toplanan çiçekleri
kaynatarak suyunu içmek bütün hastalıklara şifa sayılmaktadır.
Bu sudan 40 gün boyunca güneş doğmadan göze sürmenin gençlik, güzellik ve zindelik vereceğine inanılmaktadır.
Yine kırlardan toplanan yenilenebilir otlardan yapılan çörek ve bazlamanın her derde deva
olduğu, Hıdrellez gecesinde bütün sulara nur yağdığı için o gece suya girenlerin hastalıklara
karşı bağışıklık kazanacağı da kabul edilmektedir.
Şifa ve sağlık kazanmak için eşya ile ilgili uygulamalar da vardır. Örneğin sıhhatli olmak
isteyen Hıdrellez gecesi henüz sabah olmadan kendi eşyasından birini dua okuyarak bir gül
dalına bağlamalı ya da kırlardan 7 türlü ot toplayıp giydiği elbisenin bir parçasına sararak
ocak içine bacaya mıhlamalı, ya da saçtan sakaldan kestiği kılları yine bir elbise parçasına
sarıp gül dalına asmalıdır.
Hastalığa yakalanmamak için bir başka yol da çimenlere yatıp yuvarlanmaktır.
Hem şifa ve sağlık kazanmak hem de nazardan korunmak maksadıyla pek yaygın bir şekilde
uygulanan bir adet de Hıdrellez günü ateş üstünden atlamaktır. Evlerdeki eski eşya ve çalı
çırpıyla yakılan ateş üzerinden tekerleme ve dualarla birkaç kez atlanır. Hatta hastalar bile
yardım edilerek bu ateşin üzerinden atlatılır. Bazı yörelerden ateşin külünden alınarak alına
sürülür.

BOLLUK BEREKET TALEBİNE, UĞURA YÖNELİK İNANÇ ve ADETLER

Genellikle her yörede Hıdrellez gecesi (5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece) Hızır’ın
yeryüzünde gezindiği ve dokunduğu yerlere feyz ve bereket bahşedeceği inancı çok
yaygındır. Bu nedenle evlerdeki yiyecek, içecek, para, mal, mülk ne varsa bunların
bereketlenip çoğalması için bazı yollara başvurulur. Örneğin yiyecek ve içecek kaplarının,
erzak ambarlarının, para keseleri ve cüzdanlarının ağızları bütün gece açık bırakılır. Veya
Bursa civarında yapıldığı gibi, ev halkı birer parayı işaretleyip bir çanta içine koyarak o gece
gül dalına asar ya da dibine bırakır. Hızır o gece gül ağaçlarının dibinden geçeceği için bu
sabah bol bol bereket yağdıracaktır. Ertesi sabah çantadan kendi parasını alıp cüzdanına
koyanların parası hiç eksilmez, para sıkıntısı çekmezler.

Bazı Anadolu köylerinde de yılın bereketli ve ürünün bol olması bazı yollara başvurulur.
Örneğin sabah erkenden akarsu kenarına gidilip küçük taşlarla bir yer çevrilir. İçine buğday
doldurulur. Bir başka adet de şudur; evin erkeği sabah erkenden kalkıp yanına aldığı iki yaşındaki
danayla erzak ambarının yanında dolaşır. Sonra danaya ekmek yedirir. Böyle yapılırsa o yıl
bereketli geçer. Köyün kadınları Hıdrellez sabahı başlarına yeşil yemeni örttükleri takdirde o
yıl bol yağmur yağar ve bol ürün elde edilir.



Bir diğer uygulama da Hıdrellez günü fakirlere yemek yedirmektir. Bir evde fakirlere ne
kadar çok yemek yedirilirse o eve o kadar çok bereket yağacağına inanılır. Bu, Hıdırellez
adetlerinin toplumsal yönünü göstermesi bakımından dikkate değerdir.
Balıkesir, Bursa ve Bergama yöresinde, yılın bereketli ve bolluk içinde geçip geçmeyeceğini
anlamak için şöyle bir işlem yapılır:
Hıdrellez sabahı otlar üzerindeki çiğ taneleri bir tülbente emdirilip ardından sıkılarak toplanır.
Başka su karıştırmadan ve maya konulmadan küçük bir kapta bununla hamur yoğrulur. Bu
hamur ikiye ayrılarak farklı kaplara bırakılır. Birine ‘’var hamuru’’ diğerine ‘’yok hamuru’’
denir. Uzunca bir zaman geçtikten sonra kapaklar açılarak bakılır. Eğer var hamuru mayalanıp kabarmışsa o yıl bolluk olacaktır.
İzmir yöresinde Hızır’ın bereket getirici özelliğinden yararlanmak için Hıdrellez gecesi pilav
pişirilerek bir tabağa alınır. Hiç kullanılmamış tahta bir kaşık ters çevrilerek yanına bırakılır,
böylece bir odaya konur. Sabah kalkıldığında kaşık çevrilmiş ve pilav azalmışsa o eve Hızır
uğramış demektir. O günden sonra o ev bir yıl boyunca yokluk çekmez.
Türkiye’nin çeşitli yörelerinde de yılın uğurlu geçip geçmeyeceğini anlamak için birtakım
yollara başvurulur. En yaygını soğan falıdır. Hıdrellez gecesi bahçede bir yeşil soğanın iki
yaprağı eşit şekilde kesilir. Birine beyaz, diğerine kırmızı iplik bağlanır. İlki uğur ve baht
açıklığını, diğeri tam tersini ifade etmektedir. Sabah kalkıp bakıldığında hangi yaprak daha
fazla uzamışsa ona göre yılın uğurlu veya uğursuz geçeceğine inanılır.

Aynı şekilde Hıdrellez akşamı sağılan sütün içine maya konulmadan sabah yoğurt haline
gelmesi de uğur sayılır. Samsun yöresindeyse Hıdrellez sabahı sahile gidilerek kırk dalgadan bir kaba su doldurulur, bu sudan evin her köşesine serpilir. Böylece o yılın uğuru kazanılır.

MAL, MÜLK, SERVET ve KONUM TALEBİNE YÖNELİK İNANÇ ve ADETLER


Bu konuda da farklı yörelerde birbirine benzer adetler uygulanmaktadır. Örneğin mal mülk
edinmek isteyenler genellikle Hıdrellez gecesi oturdukları evin bahçesine inip, ev istiyorlarsa
küçük bir ev maketi, tarla, bağ, bahçe istiyorlarsa bir yer kazıp yeşillik koyarak bahçe modeli
yapıp bırakırlar. Para istiyorlarsa kâğıttan yuvarlak parçalar kesip bir keseye koyarlar.
Böylece bu sembollerle istedikleri şeyleri Hızır’a belirtirler.
Bu konuda en çok başvurulan yollardan biri de bütün niyet ve talepleri su aracılığıyla Hızır’a ulaştırmaktır. Herkes istediği hayatta kavuşmayı arzuladığı şeyleri dilekçe biçiminde bir kâğıda yazar. Sonra bulunduğu yere göre bir akarsuya, göle veya denize bırakır. Hatta bazı sahil bölgelerinde daha çabuk ulaşsın diye kayıklarla denize açılıp kâğıtlar denize serpilmektedir. Böylece bu dilekçelerin Hızır’ın eline geçeceğine ve isteklerin gerçekleşeceğine inanılır.

TALİH AÇMAYA, KISMET TALEBİNE YÖNELİK İNANÇ ve ADETLER


5 Mayıs günü öğleden sonra büyükçe bir çömlek genç kızlar tarafından kapı kapı dolaştırılır.
Geleceğe yönelik niyet tutmak, talih ve kısmet açtırmak isteyen genç kız ve kadınlardan
yüzük, küpe gibi ziynetlerini küpe atmaları istenir. Sonra çömlek ağzına kadar temiz suyla
doldurulur. Bazı yerlerde çömleğin içine çiçek ve yeşillik de atılır veya ağzı bezle
kapatıldıktan sonra takılar üzerine konur. Daha sonra çömlek bir gül ağacının dibine
yerleştirilir. İnanışa göre Hızır Aleyhisselam, o gece oraya uğrayacak ve herkesin niyetinin
karşılığını verecektir. Hıdrellez sabahı erkenden çömlek yerinden alınarak bir evde toplanılır. Önce birlikte süt veya sütlü kahve içilir. Bu, ağız tadının bozulmaması içindir. Sonra küçük bir kız çocuğu getirilip çömleğin yanına oturtulur.
Hızrı Aleyhisselam’a ve atalara dualarla çömlek açılır. Küçük kız çömleğin içindekileri teker teker çıkarmaya başlar, orada hazır bulunanlar maniler söyler. Her eşyanın çıkarılışında söylenen manide belirtilenler eşya sahibinin talihini temsil eder. Ve işlem çömlektekiler bitinceye kadar devam eder.

HIDIRELLEZ İLE İLGİLİ BAŞKA İNANÇLAR
 

Hıdırellez günü havada hiç bulut olmaz.
Hıdrellez günü güneş doğmadan yataktan kalkmayanın işleri ters gider ya da hastalanır.
Hıdrellez günü işe gidilmez, uğursuzluk olur.
Hıdrellez günü salıncakta sallanmayanın beli ağrır.
Hıdrellez günü demir tutmak uğursuzluk getirir.
Meyve vermeyen ağaçlar Hıdrellez’de baltayla korkutulurlarsa meyve verir.
Hıdrellez’de ev işi gören hamile kadınların çocukları sakat doğar.

HIDIR EFSANELERİ

Anadolu’daki bazı kaplıca, göl ve su kaynakları etrafında oluşmuş Hızır efsaneleri de vardır.
Örneğin Balıkesir’in Gönen ilçesi yakınındaki bir kaplıcayla ilgili rivayete göre Hızır Peygamber buradan geçerken çok susar ve içecek su bulamayınca elindeki asasını birkaç defa yere vurur, yerden gür sular kaynar ve Hızır Peygamber bundan kana kana içer. Ondan sonra burası yüzyıllarca hastalıklara şifa verecek bir kaplıca haline gelir ve Gençlik Pınarı adını alır.

Bir efsane de Bingöl dağlarındaki göllerle ilgilidir:
Bir vakitler bu dağlarda avlanan bir avcı, vurduğu kekliği göllerden birinde yıkayıp temizler
ve torbasına koyup evine döner. Eve gelip torbayı açtığında kekliği çıkarmak ister. Ne var ki
torbanın ağzı açılır açılmaz keklik canlanıp havalanır. O zaman avcı kekliği yıkadığı suyun
ab-ı hayat olduğunu anlar ve hemen onu bulmaya koşar. Fakat bir türlü başaramaz.
Söylenceye göre Hızır Aleyhisselam yılda bir kere buraya gelip o gölden abdest alır, yıkanır
gidermiş. Lakin bu gölün dağdaki göllerden hangisi olduğunu kimse bilmezmiş.

Eski Anadolu efsanelerinin Türk efsaneleri haline gelmiş şekilleri arasında da Hızır’ı konu
edinenler vardır. Bunlardan biri Ege Denizi’nin meydana gelişiyle ilgilidir. Evliya Çelebi’nin
anlattığı bu efsaneye göre, İskender, Kaydefe (İzmir) melikinin ülkesini ele geçirmek ister.
Henüz oralarda deniz mevcut değildir. Kaydefe meliki İskender’i yakalatıp hapse attırır.
Ancak bir daha kendisiyle savaşmama sözü aldıktan sonra onu serbest bırakır.
İşte İskender bir yandan verdiği sözü bozmamak bir yandan ülkeyi zaptetmek isteğiyle mücadele ederken Hızır meydana çıkar. İskender’e Karadeniz’i çevirip o ülkeye sevketmesini, böylece orayı sular altında bırakmasını tavsiye eder. Yüzbinlerce kişinin çalışmasıyla Karadeniz Kaydefe ülkesine çevrilir, her tarafı sular basar ve Ege Denizi böyle meydana gelir.
KAYNAK:
Hızır-İlyas Kültü /Ahmet Yaşar Ocak

YENİ AY BEREKET ÇALIŞMASI..