30 Kasım 2009 Pazartesi

VAZGEÇMEMELİYİZ...

(…) çok sahiplenmeden,
sana ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat,
ilişik yaşayacaksın, ucundan tutarak…
Can YÜCEL

Yeni bir yıla çok kısa bir zaman kalmışken; beklenen, hayal edilen, ertelenen, belki de kaçırılan her güzellik içinde kısa bir zamanımız kaldı. Zaman su misali akıp gidiyor. Ne önünde durabiliyor ne de arkasından yetişebiliyoruz. Ama hep bir yerlerde ucundan yakalamaya çalıştıklarımızla yetiniyoruz. Güzellikler içinde yaşıyor, kötülerle savaşıyor, hırs içinde büyüyor, nefret ile köreliyor ve sevgiyle huzura boğulmak için sürekli bir koşuşturmanın içinde yer alıyoruz.
Zamanı yenmeye çalışıyor, yendiğimizi sandıklarımızı tüketiyoruz.
Tükettik; yine bir yıl bir hafta bir saat bir kalem, bir kağıt, bir dergi tükettik…
Kimimiz işlerimizi, kimimiz coşkularımızı, kimimiz huzurumuzu, kimimiz çiçeklerimizi, kimimiz topraklarımızı…Ve belki de kimimiz sevgilerimizi, kanlarımızı, canlarımızı tükettik.
Tüketiyoruz…
Tüketmek değil, sürekli tükenmek yorucu olan…Belkide tükenmemek için sürekli tüketiyoruz.Ucundan tutmaya çalıştıklarımızla yoruluyor, yoğruluyoruz.
Ve zaman geçip giderken yanımızdan.. Tutmalıyız; ucundan da olsa hayatın, tükenmekten yorularak değil daha çok tüketmeye dair…
Vazgeçmemeliyiz, yeni bir saat tüketmekten.
Yeni bir haftaya başlamaktan. Yeni bir kalem bitirmekten, vazgeçmemeliyiz… Her ne olursa olsun ucundan tutacağımız mutluluklar, kenarında dolaşacağımız güzellikler var.
Tükettiğimiz şu zaman girdabında.  Ve bu girdap ki bizi sürekli içine çekmek için çaba sarfetse de, VAZGEÇMEMELİYİZ…
Sağlık ve Huzurla kalın.
Sevgi ve Mutluluk yanınızda olacaktır. 
Didem AYAS

3 Mart 2009 Salı

DÖRT ANLAŞMA (4) - Toltek Bilgelik Kitabı





Don Miguel Ruiz'in  DÖRT ANLAŞMA kitabında yer alan 4. anlaşma ''Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap''tır.

4. ANLAŞMA: ‘DAİMA YAPABİLDİĞİNİN  EN  İYİSİNİ  YAP’’ 

Bu anlaşma, üç anlaşmanın kalıcı alışkanlığa dönüşmesini sağlayan anlaşmadır. Bu, ilk üçünün aksiyonudur.

Her koşul altında daima en iyisini yapın, ne daha fazla ne daha az. An, her an değiştiği için asla  “en iyiniz”  olmayacaktır.

Sabah taze ve enerjik olarak yaptığınız “en iyi”, akşamın yorgunluğunda yaptığınız “en iyi” den daha iyi olacaktır.

‘’En iyiniz’’, sağlıklı ya da hasta olmanıza, ayık ya da sarhoş olmanıza göre değişecektir. Harika ve mutlu ya da üzgün, kızgın ya da kıskanç olmanıza göre ‘’en iyiniz’’ değişecektir.

Günlük yaşamınızda duygularınızın andan ana, saatten saate, günden güne, değişiklik göstermesi gibi  “en iyiniz” de zaman içinde değişime uğrayacaktır.

4 yeni anlaşmayı yaşamınızda uyguladıkça  “ en iyiniz” de gittikçe “en iyi” hale gelecektir.

Yapabildiğinizin en iyisini yaptığınızda kendinizi yargılamak için mazeret bulamazsınız.

Yargılamadığınızda suçluluk duygusu, suçlama ya da kendinizi cezalandırma ihtiyacını da duymazsınız.

Yapabildiğinizin en iyisini yapmakla, yaşamı dolu dolu ve yoğun yaşarsınız. Üretken ve kendinize karşı iyi olursunuz.

‘’En iyisini’’ yaptığınızda, kendinizi kabul etmeyi de öğrenirsiniz. Bunun için farkındalıkla hatalarınızdan ders almayı öğrenmeniz de gerekir. Hatalarınızdan ders almayı öğrenmek, pratik yapmak, sonuçlara dürüstçe bakabilmek ve yolunuza yine devam etmek anlamına gelir. Bu, sizin farkındalığınızı geliştirir.

Tanrı, hayattır. Tanrı, yaşamın kendisinin ifadesidir. “Seni seviyorum Tanrım” demenin en iyi yolu yaşamınızda en iyisini yaparak yaşamanızdır. “Teşekkür ederim Tanrım”  demenin en iyi yolu, geçmişi özgür bırakarak anda yaşayabilmek, şimdi ve burada olabilmektir.

Yaşam sizden neyi alıyorsa, bırakın gitsin. Aktif bir teslimiyet duygusu içinde geçmişi bıraktığınızda, anda dolu dolu, canlı olmanıza izin verirsiniz. Geçmişi bırakmak demek, şu andaki rüyanızdan haz almanız demektir.

Geçmişte bir rüyada yaşarsanız, şu anda olandan haz alamazsınız. Şu anda olandan zevk almamak geçmişte yaşamaktır. Bu, acı çekmeyi, kendinize acımayı, gözyaşlarını getirir.

İçinizden akıp giden yaşama tepki duymayın. Çünkü içinizden akıp giden yaşam Tanrıdır. Sizin varlığınız Tanrının varlığının kanıtıdır. Sizin varlığınız yaşamın ve enerjinin kanıtıdır.
Tanrı için kanıt aramayın. Risk alın ve yaşamınızdan haz alın. Önemli olan budur. Hayır, demek istediğinizde 'hayır' deyin. Evet, demek istediğinizde 'evet' deyin. Sizin kendiniz olmaya hakkınız var.
En iyisini yapmadığınızda kendiniz olma hakkını elinizden alıyorsunuz.  Yaşamınızdaki canlılık, üretkenlik, sevecenlik, Tanrının size “Hey seni seviyorum” demesidir.

İlk üç anlaşma; yapabildiğinizin en iyisini yaptığınızda işlevsel hale gelir. Daima sözünü özenle kullanabileceğinizi beklemeyin. Rutin alışkanlıklarınız çok güçlüdür ve zihninize kazılmış olabilir. Ama yine de yapabileceğinizin en iyisini yapabilirsiniz.

Hiçbir şeyi asla kişisel algılamayacağınızı beklemeyin; sadece en iyisini yapın. Asla bir daha  varsayımda bulunmayacağınız anı beklemeyin; yine de en iyisini yapabilirsiniz.

Daima en iyisini yaptığınızda dönüşümün ustası olacaksınız. Uygulama, kişiyi ustalaştırır.

Bireysel özgürlük arayışında, kendinizi sevme arayışında yapabildiğinizin en iyisini yaptığınızda aradığınız şeyi bulmak bir an meselesidir.

Ayağa kalkın ve insan olun. Kadın ya da erkek olmanın onurunu hissedin ve cinsiyetinize saygı duyun. Bedeninize saygı duyun, bedeninizden haz alın, bedeninizi sevin, besleyin, temizleyin ve iyileştirin. Egzersiz yapın ve bedeninizin kendisini iyi hissetmesini sağlayın. Bu, bedeniniz için bir pujadır. Bu, siz ve Tanrı arasında bir iletişimdir.

DÖRT ANLAŞMA; dönüşüm ustalığının özetidir.

Bu, cehennemi cennete dönüştürme ustalığıdır. Toplumsal rüyayı, bireysel cennet rüyasına çevirme ustalığıdır.

Bilgi hazırdır. Sadece sizin tarafınızdan kullanılmayı bekliyor. Dört Anlaşmayı öğrendiniz. Belki bilgisine sahiptiniz. Anlaşmaları yaşamınıza katmaya ihtiyacınız var. Bu anlaşmaların anlamına ve gücüne saygı duymanızın zamanı geldi. Bu anlaşmaları yaşamınıza geçirmek için yapabileceğinizin en iyisini yapın.

Don Miguel Ruiz, Dört Anlaşma



10 Şubat 2009 Salı

DÖRT ANLAŞMA (3) - Toltek Bilgelik Kitabı





Don Miguel Ruiz'in DÖRT ANLAŞMA kitabında yer alan 3. Anlaşma ''Varsayımda Bulunma''dır.

3. ANLAŞMA: ‘’VARSAYIMDA BULUNMA’’ 

Varsayımlarda bulunmanın problemi, varsayımlarımızın gerçek olduğuna inanmamızdır. Onların doğru olduğuna yemin edebiliriz. Başkalarının neyi düşündüğüne, yaptığına dair varsayımlarda bulunuruz. Varsayım teorilerimizi kişisel algılarız. Sonra da o kişileri suçlar ve sözlerimizle duygusal zehir saçarak tepki gösteririz. İşte bu nedenle varsayımda bulunduğumuz her şeyde problemlere davetiye çıkartırız.
    
Varsayımlarda bulunuruz, yanlış anlarız, kişisel algılarız ve hiç yoktan koskocaman bir drama yaratırız.

Yaşamımızdaki üzüntülerin, dramların kaynağında; kişisel algılama ve varsayımda bulunmak vardır.

Varsayımlarımız ve kişisel algılamada fazlasıyla duygusal zehir yaratırız. Çünkü genellikle varsayımlarımızla ilgili dedikodulara başlarız.

Bir şeyi anlamadığımızda varsayımlarda bulunarak ona anlam vermeye çalışırız ama gerçek ortaya çıktığında rüya balonumuz patlar ve gerçeğin hiç de düşündüğümüz gibi olmadığını anlarız.

İlişkilerde varsayımlarda bulunmak probleme davetiye çıkarır. İlişkilerdeki varsayımlar da kavgalarımızın, zorunluluklarımızın, sevdiğimizi iddia ettiğimiz kişileri yanlış anlamamızın nedenidir.

İsteklerimiz otomatikman yapılmadığında, beklentilerimiz gerçekleşmediğinde kırılır, incinir, üzülür, ‘’bunu nasıl yapabildin, bilmeliydin’’ diye düşünürüz.

İnsan zihninin çalışması ilginçtir.
Kendimizi güvende hissedebilmek için her şeye bir anlam vermeye, açıklamaya, anlamaya çalışmaya ve anladığımızın doğru olduğu konusunda haklı çıkmaya ihtiyaç duyarız. İşittiğimiz bir şeyi anlamadığımızda bile anladığımıza dair varsayımda bulunuruz. Ve varsayımlarla verdiğimiz anlama inanırız.

Anlamadığımız bir konuda her türlü varsayımda bulunuruz. Çünkü soru sorma cesaretine sahip değiliz.

Bir şeye inandığımızda, o konuda haklı olduğumuzu varsayarak haklılığımızı kanıtlamak, inanç pozisyonumuzu savunmak uğruna ilişkilerimizi bozmayı yok etmeyi bile göze alırız. Başkalarının bizim gibi düşündüğünü, hissettiğini, yargıladığını, sömürdüğünü varsayarız.

Kendinizi varsayımdan kurtarmanın yolu soru sormaktan geçiyor. İletişimin açık olmasına özen gösterin. Anlamadığınız bir şeyi sorun. Konu zihninizde netleşene kadar soru sorma cesareti gösterin. O zaman bile bir durumla ilgili her şeyi bildiğinizi varsaymayın. Yanıtları aldığınızda gerçeği bildiğinizi varsaymayın. 

Aynı zamanda siz de ne istediğinizi söylemekten çekinmeyin. 

Varsayımsız bir iletişim açık ve nettir, duygusal zehirden arınmıştır. Varsayımsız bir iletişim özenli bir iletişimdir. 

Bu anlaşmayı alışkanlığa dönüştürdüğünüzde tüm yaşamınız da dönüşecektir.

Tüm rüyanızı dönüştürdüğünüzde yaşamınızda sihir kendiliğinden oluşur. Böylesi sihirli bir  yaşamda istediğiniz her şey size kolaylıkla gelir. Çünkü ruh içinizde özgürce dolaşır.

Bu, niyetin ustalığı; yaşamın ustalığı, ruhun ustalığı, sevginin ustalığı, değer bilmenin ustalığıdır. Bu ustalık, Toltek amacıdır.  
           
Bu yol,  bireysel özgürlüğün yoludur...

Don Miguel Ruiz, Dört Anlaşma

9 Ocak 2009 Cuma

DÖRT ANLAŞMA (2) - Toltek Bilgelik Kitabı






Don Miguel Ruiz'in DÖRT ANLAŞMA kitabında yer alan 2. Anlaşma ''Hiçbir Şeyi Kişisel Algılama''dır.  

2. ANLAŞMA: ‘’HİÇBİR ŞEYİ KİŞİSEL ALGILAMA’’

Etrafınızda olan biten hiçbir şeyi kişisel algılamayın. Kişisel algılamak, söylenen şeye katılmakla mümkündür. Söylenen şeyle anlaşma yaptığınız anda, zehir zihninize yayılır ve cehennem rüyasının tutsağı olursunuz. Bu tuzağa düşmenizin nedeni bireysel önemlilik denilen şeydir.
Bireysel önemlilik ya da kişisel algılamak, bencilliğin en üst düzeydeki ifadesidir. Çünkü her şeyin  “kendimizle ilgili” olduğunu varsayarız. Her şeyin merkezinde kendimizin olduğunu düşünürüz. Ben, ben, ben, daima ben!

Diğer insanlar, merkeze sizi koyan hiçbir şey yapamaz. Yaptıkları her şey kendileriyle ilgilidir. Herkes kendi rüyasını yaşar, kendi zihinlerinde oluşturduğu rüyayı yaşar.

Bir şeyi kişisel algıladığımızda, onların bizim dünyamızın nasıl olduğunu bildiklerini varsayarız. Ve kendi dünyamızı onların dünyasına empoze etmeye çalışırız. Durumun son derece kişiselmiş gibi göründüğü anlarda bile, başkaları size direkt olarak hakaret ediyor olsa bile, yine de sizinle ilgisi yoktur.

Biri size  “Hey sen çok çirkinsin” dese bile bunu kişisel algılamayın. Çünkü gerçek şu ki kişi kendi duygu, düşünce ve inanışlarını ifade ediyor. Bu kişinin size gönderdiği zehri kabul edip etmemek kişisel algılamayla ilgilidir. Eğer zehri kabul ederseniz onu size ait kılarsınız. Onların size besledikleri duygusal çöplük, artık sizin çöplüğünüz haline gelir.

Söylenenleri kişisel algıladığınızda zehri afiyetle yutarsınız. Oysa kişisel algılamadığınızda cehennemin ortasında bile zehirlere karşı bağışıklığa sahip olursunuz. Bu bağışıklık gücü  2. anlaşmanın  armağanıdır.

Kişisel algıladığınızda söylenenlerden rahatsızlık duyarsınız. Kendi inançlarınızı savunarak tepki gösterirsiniz. Bu tepkiyle çelişkiler ve çatışmalar yaratırsınız. Küçük şeyleri bile büyütür, pireyi deve yaparsınız. Çünkü haklı çıkma ihtiyacı duyarsınız.

Birisinin bana kim olduğumu söylemesine ihtiyaç duymuyorum. Hiçbir şeyi kişisel algılamıyorum. Sizin bakış açınız sizin dünyanızı yansıtır. “Söylediklerin beni incitiyor” diyebilirsiniz. Ama sizi inciten söylediklerim değil. Yaranıza dokunduğu için incinirsiniz. Sizi inciten sizsiniz. Sizi incitmiş olduğumu da kişisel algılamam. Sizin bakış açınız sizin için kişiseldir. Sizin bakış açınız sizin gerçeğinizdir. Bana kızdığınızda kendinizle uğraştığınızı bilirim. Ben size kızmanız için iyi bir mazeret olurum. Kızarsınız, çünkü korkuyorsunuzdur… Çünkü korkularınızla uğraşıyorsunuz...

Korku yoksa kızmak mümkün değil. Korku yoksa nefret etmek de mümkün değil. Korku yoksa kıskanç ya da üzgün olmak da mümkün değil. Korkusuz yaşadığınızda, sevgiyle yaşadığınızda bu tür duygulara yaşamınızda yer yoktur.

İnsanları kişisel algılamadan, gerçekte oldukları gibi görebilmeyi başardığınızda asla söylediği ya da yaptığı şeylerden incinmeyiz. Size yalan söyleseler de bundan incinmezsiniz.
Çünkü, onların korktukları için yalan söylediklerini bilirsiniz. İnsanlar kendilerinin mükemmel olmadığının, sizin tarafınızdan keşfedilmesinden korkuyor. Sosyal maskeden sıyrılmak acı vericidir. Birisinin söylediği ve yaptığı şey arasında fark varsa ve siz davranışa değil söylenene kulak vermeyi seçerseniz, kendinize yalan söylemiş olursunuz. Kendinize doğruyu itiraf etmek acı verebilir ama gerçeği kabul etmek iyileşmenin başlangıcıdır. Her şey daha iyiye doğru düzelecektir.

Hiçbir şeyi kişisel algılamayın.  Kişisel algıladığınızda hiçbir şey uğruna kendinizi acı çekmeye mahkum edersiniz

İnsanlar farklı boyutlarda ve farklı açılarda acıların tiryakisi olur.

Bizler bu bağımlılıkları sürdürebilmek için birbirimize destek veririz. Eğer kullanılma - sömürülme - aşağılanmaya ihtiyaç duyuyorsanız başkaları sizi kullanarak, sömürerek ya da aşağılayarak size ihtiyacınızı karşılamanız için yardım etmekte gönüllü olacaktır. Sizi taciz edecek insanları bulmanız çok kolaydır. Acı çekme bağımlılığı, uygulamalı bir anlaşmadan başka bir şey değildir. Birisi size sevgiyle, saygıyla davranmıyorsa o kişinin sizden uzaklaşması bir armağandır. Terk edilince bir süre acı çeker, bir süre sonra yüreğiniz iyileşir. O zaman gerçekten istediğini seçebilirsin.

Kişisel algılamadığında; yaşamınızda birçok acıdan kaçınmanız da mümkün olur. Kızgınlığınız, kıskançlığınız, fesat duygularınız yok olur. Kişisel algılamadığınızda üzüntüleriniz bile kaybolur.
Kişisel algılamadığınızda;  sorumlu seçimler yapabilmek için sadece kendinize güvenmeyi öğrenirsiniz. Asla başkalarının davranışlarından sorumlu değilsiniz. Sadece kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz. Bunu anladığınızda; başkalarının söylediği özensiz sözler sizi incitmez. Yüreğinizi tümüyle açarak dolaşsanız da kimse zarar veremez.

İlk iki anlaşmayı hayatınızda uyguladığınızda, cehennemde tutsak kılan binlerce küçük anlaşmaların yüzde 75’ini bozmuş olursunuz.

Bu anlaşmaya uyduğunuzda, yüreğinizi tümüyle açarak dünyayı dolaşsanız bile kimse size zarar veremez. O zaman alay edilme, reddedilme korkusu olmadan “ Seni Seviyorum” diyebilirsiniz. Suçluluk, öz yargılama olmaksızın “evet’’ ya da ‘’hayır’’ diyebilirsiniz. Cehennemin ortasında bile içsel huzur ve mutluluk hissedebilirsiniz.

Böyle bir boyutta cehennem ateşi sizi yakamaz...

Don Miguel Ruiz, Dört  Anlaşma

YENİ AY BEREKET ÇALIŞMASI..